Özet: Somut olayda, davacının baskı makine operatörü olduğu dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Bu vasıftaki bir işçinin asgari ücretle çalışmasının hayatın olağan akışına ve yaşam deneyimlerine uygun düşmeyeceği açık-seçiktir. Öte yandan sigortalının yaşı ve mesleki kıdemi de dikkate alındığında asgari ücretin 1,824 katı ücretle çalıştığının kabul edilmek suretiyle hak sahiplerinin tazminatlarının hesaplandığı dosya içerisindeki bilgi ve belgelere uygun olduğu ortadadır. Hal böyle olunca 09.02.2012 tarihli hesap raporunun “B” şıkkındaki hesaplama esas alınarak hak sahiplerinin maddi tazminatlarının belirlenmesi gerekirken, asgari ücretle hesaplamanın yapıldığı “A” şıkkının davacıların tazminatlarının belirlenmesinde esas alınmak suretiyle sonuca gidilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.
- 5510 Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Kanunu madde 13 iş Kazası
- 6098 Sayılı Borçlar Kanunu madde 51 Tazminatın belirlenmesi
- 6098 Sayılı Borçlar Kanunu madde 56 : manevi tazminat
- Makine operatörü emsal ücret araştırması
Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesi 18.06.2013 Tarih,.2012/16867 Esas 2013/12817 Karar
“İÇTİHAT METNİ”
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle 88.825,70 maddi ve manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi davacılar vekilince duruşmalı temyiz edilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 18/06/2013 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davacılar … vs vekili Avukat … ile karşı taraf … vekili Avukat … geldiler. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan Avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı gün Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği konuşulup düşünüldü, ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
KARAR
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere, temyizin kapsamına ve temyiz nedenlerine göre, davacıların aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava 14.11.2007 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerinin maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece sigortalının asgari ücret ile çalıştığı kabul edilerek yapılan hesaplama hükme esas alınmak suretiyle davacılardan … ve … bakımından maddi tazminat isteminin kısmen kabulüne, davacı …’un maddi zararının sigorta tahsisleri peşin sermaye değeri ile karşılandığından maddi tazminat isteminin reddine, davacı eş ve çocuklar ile anne bakımından manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne, davacı kardeşlerin manevi tazminat isteminin ise reddine karar verilmiş ve bu karar süresinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Yerel mahkemece verilen karar aşağıda açıklanan nedenlerle hatalı olmuştur.
Davacılar murisinin ölümüyle sonuçlanan iş kazasında sigortalının % 25 davalı işveren ile üretim müdürü ve vardiya amiri oldukları anlaşılan davalıların ise toplam olarak % 75 oranında kusurlu olduğu dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
Gerek mülga B.K’nun 47 ve gerekse yürürlükteki 6098 sayılı T.B.K’nun 56. maddesi hükmüne göre Hakim: ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verebilir. Hakimin manevi zarar adı ile ölenin yakınlarına verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 26.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hakimin takdirine bırakılmış ise de hükmedilen tutarın uğranılan manevi zararla orantılı, duyulan üzüntüyü hafifletici olması gerekir.
Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, bunun yanında olayın işverenin sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince alınmamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. ( HGK 23.6.2004, 13/291-370)
Bu ilkeler gözetildiğinde davacı eş yararına hüküm altına alınan 30.000,00-TL ile davacı çocuklar ile anneden her biri yararına hüküm altına alınan 15.000,00’er TL manevi tazminatın az olduğu açıkça belli olmaktadır. Öte yandan davacı kardeşlerin, sigortalının ölümü nedeniyle, manevi zarar görmeleri hayatın olağan akışına ve genel yaşam deneyimlerine uygun olduğu halde, gerekçesi açıklanmaksızın davacı kardeşlerin manevi tazminat istemlerinin reddi de isabetsizdir.
Mahkemece yukarıda açıklanan maddi ve hukuksal olgular dikkate alınmadan, davacı eş ve çocuklarla anne yararına manevi tazminatların takdirinde yanılgıya düşülerek ve özellikle manevi tazminatların az takdiri ve nedenleri açıklanmaksızın kardeşlerin manevi tazminat istemlerinin reddi suretiyle yazılı şekilde hüküm kurması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Maddi Tazminata gelince:
Mahkemece davacının asgari ücret ile çalıştığının kabul edilmesi hali için hak sahiplerinin tazminatlarının hesaplandığı 09.02.2012 tarihli hesap bilirkişi raporunun “A” şıkkı hükme esas alınmış ise de varılan bu sonuç hatalı olmuştur.
İş kazası sonucu ölüm nedeniyle hak sahiplerinin maddi tazminatlarının hesaplanmasında, gerçek ücretin esas alınması koşuldur, gerçek ücret ise; işçinin kıdemi ve yaptığı işin özelliği ve niteliğine göre işçiye ödenmesi gereken ücret olup, işyeri veya sigorta kayıtlarına geçmiş ücret değildir. Dairemizin ve giderek Yargıtay’ın yerleşmiş görüşleri bu doğrultudadır.
Somut olayda, davacının baskı makine operatörü olduğu dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Bu vasıftaki bir işçinin asgari ücretle çalışmasının hayatın olağan akışına ve yaşam deneyimlerine uygun düşmeyeceği açık-seçiktir. Öte yandan sigortalının yaşı ve mesleki kıdemi de dikkate alındığında asgari ücretin 1,824 katı ücretle çalıştığının kabul edilmek suretiyle hak sahiplerinin tazminatlarının hesaplandığı dosya içerisindeki bilgi ve belgelere uygun olduğu ortadadır. Hal böyle olunca 09.02.2012 tarihli hesap raporunun “B” şıkkındaki hesaplama esas alınarak hak sahiplerinin maddi tazminatlarının belirlenmesi gerekirken, asgari ücretle hesaplamanın yapıldığı “A” şıkkının davacıların tazminatlarının belirlenmesinde esas alınmak suretiyle sonuca gidilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.
Maddi tazminatın hesaplanması sırasında davacı eşin yaşı, çocuk sayısı, sosyal durumu dikkate alınarak ilerde evlenmesi ihtimali bulunmakta ise bir miktar indirim yapılması gerektiği Dairemizin ve giderek Yargıtay’ın yerleşmiş görüşlerindendir. Mahkemece hükme esas alınan hesap raporunda sağ eşin evlenme şansının bulunduğunun kabulü ile indirime gidilmesi isabetlidir. Ne var ki davacı eşin hesap tarihinde halen evlenmediği ortadadır. Hal böyle olunca sağ eşin yeniden evlenme ihtimalinin hesap tarihindeki yaşı dikkate alınarak belirlenmesi ve buna göre indirime gidilmesi yerine, olay tarihindeki yaşı dikkate alınmak suretiyle yeniden evlenme ihtimalinin yüksek belirlenmesi isabetsiz olmuştur.
Davacıların maddi tazminat istemlerinin reddi, katsayı değişikliklerine bağlı olarak, sigorta tahsisleri peşin sermaye değerlerindeki artışlardan kaynaklanmakta olup, davacıların dava açarken bu hususu bilebilmeleri mümkün olmadığına göre, maddi tazminat istemelerinin reddi nedeniyle davalı yararına avukatlık ücreti tayini hatalı olmuştur.
Davanın kısmen kabulü ve kısmen reddi nedeniyle, yargılama giderleri bölüştürülürken davacı tarafça yatırılan başvurma harcı ve peşin harcın da kabul ve ret oranında bölüştürülmesi isabetsizdir. Gerçekten iki tarafın kısmen haklı çıkması halinde yargılama giderlerinin paylaştırılacağına ilişkin HMK’nun 326/2 (HUMK’nun 417/1) maddesindeki düzenleme yargılama harçları için uygulanmaz. Çünkü davanın reddi hariç harç daima davalıya yüklenir. Zira harç zaten haksız çıkılan oranda hüküm olunur. Yani mahkum edilen miktara göre verilir. Bu nedenle davanın kısmen reddi halinde reddedilen dava bölümü için ayrıca ret harcı verilmez.
Mahkemece yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul olunmalı ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA, davacılar yararına takdir edilen 990.00 TL duruşma Avukatlık parasının karşı tarafa yükletilmesine, temyiz harcının istek halinde temyiz eden davacılara iadesine
18.06.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.