İstifa dilekçesi veren işçinin işyerinde çalışmaya devam etmesi halinde gerçek bir istifadan söz edilemez.

Özet: İşçinin haklı bir nedene dayanmadan kendi isteğiyle işyerinden ayrılması istifa olarak değerlendirilmelidir.  İstifa dilekçesi veren işçinin işyerinde çalışmaya devam etmesi halinde gerçek bir istifadan söz edilemez. Şarta bağlı istifa geçerli değildir. İradenin fesada uğratılmış olması halinde de geçerli bir istifadan söz edilemez. Haklı fesih halinde de geçerli bir istifadan söz edilemez. Genel ifadeler içeren istifanın hangi sebeplere dayandığı dava dilekçesinde açıklanabilir. Gerçek bir istifanın mevcudiyeti halinde işçi ihbar ve kıdem tazminatına hak kazanamaz.
Aksini kanıtlayan ikna edici delil bulunmuyorsa, işçinin hizmet süresi sigorta kayıtlarına bakılarak belirlenmelidir.

  • 1475 sayılı Bireysel İş Kanunu madde 14 kıdem tazminatı
  • 4857 Sayılı iş Kanunu madde 17 süreli fesih (İhbar tazminatı)
  • 4857 Sayılı iş Kanunu madde 41 Fazla çalışma ücreti

Yargıtay (Kapatılan )  22. Hukuk Dairesi 02.12.2013  Tarih, 2012/29565 Esas .2013/27666  Karar “İÇTİHAT METNİ”

MAHKEMESİ : Bakırköy 13. İş Mahkemesi
TARİHİ : 18/10/2012
NUMARASI : 2011/224-2012/595

DAVA : Davacı, kıdem, ihbar tazminatı ve fazla çalışma ücret alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Davacı İsteminin Özeti:
Davacı, iş sözleşmesinin haksız şekilde işverence feshedildiğini ileri sürerek, kıdem ve ihbar tazminatları ile  fazla çalışma alacaklarını  istemiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı, davacının istifa dilekçesi sunarak istifa ettiği ve haklı bir nedeni bulunmadığını  savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davalının iş sözleşmesini fesihte haksız olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz:
Kararı davalı temyiz etmiştir.
Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bentlerin  kapsamı dışındaki tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Taraflar arasındaki iş  ilişkisinin işçinin istifası ile sona erip ermediği uyuşmazlık konusudur.
Genel  olarak  iş sözleşmesini fesih  hakkı  hak sahibine karşı tarafa yöneltilmesi gereken tek taraflı  bir irade beyanı  ile  iş sözleşmesini derhal  veya  belirli bir sürenin  geçmesiyle ortadan kaldırabilme yetkisi veren  bozucu yenilik doğuran bir haktır. İşçinin haklı  nedenle derhal  fesih hakkı 4857 sayılı İş Kanununun  24. maddesinde düzenlenmiştir. İşçinin önelli  fesih bildiriminin normatif düzenlemesi ise aynı yasanın 17. maddesinde ele alınmıştır. Bunun dışında İş Kanununda işçinin  istifası özel  olarak düzenlenmiş değildir.
İşçinin haklı bir nedene dayanmadan ve bildirim öneli  tanımaksızın iş  sözleşmesini feshi,  istifa  olarak değerlendirilmelidir. İstifa iradesinin  karşı  tarafa  ulaşmasıyla birlikte  iş  ilişkisi sona erer. İstifanın  işverence kabulü zorunlu değilse de, işverence dilekçenin  işleme konulmamış  olması ve  işçinin de  işyerinde çalışmaya devam etmesi  halinde gerçek bir istifadan söz edilemez. Bununla birlikte  istifaya rağmen tarafların belirli bir süre daha çalışma yönünde iradelerinin birleşmesi halinde kararlaştırılan sürenin sonunda iş sözleşmesinin ikale yoluyla sona erdiği kabul edilmelidir.
Şarta  bağlı  istifa  ise kural  olarak  geçerli değildir. Uygulamada en  çok karşılaşıldığı üzere işçinin  ihbar ve kıdem  tazminatı  haklarının  ödenmesi şartıyla  ayrılma talebi  istifa  olarak değil, olsa olsa ikale (bozma sözleşmesi) yapma yönünde icap biçiminde değerlendirilmelidir.
İşçinin  istifa dilekçesindeki  iradesinin fesada  uğratılması da sıkça karşılaşılan bir durumdur. İşverence  tazminatların  derhal ödenmesi ve benzeri  baskılarla işçiden  yazılı  istifa dilekçesi  vermesini talep etmesi  ve  işçinin buna uyması  gerçek bir  istifa iradesinden söz edilemez. Bu halde feshin  işverence gerçekleştirildiği  kabul edilmelidir.
İşverenin haklı fesih nedenlerine dayanarak işçiye istifa dilekçesi vermesi halinde baskı uygulaması sonucu düzenlenen  istifa dilekçesine de gerçek anlamda istifa olarak değer vermek mümkün  olmaz.
İşçinin haklı nedenle derhal  fesih nedenleri mevcut olduğu ve buna  uygun  biçimde bir fesih yoluna gideceği sırada, iradesi fesada uğratılarak işverence istifa dilekçesi alınması  durumunda da istifaya geçerlilik  tanınması doğru  olmaz. Bu  ihtimalde ise işçinin haklı  olarak  sözleşmesini feshettiği sonucuna varılmalıdır.
İstifa belgesine dayanılmakla birlikte işçiye  ihbar ve kıdem tazminatlarının ödenmiş  olması, Türkiye İş Kurumuna yapılan bildirimde işveren feshinden söz edilmesi  gibi çelişkili durumlarda, her bir somut olay yönünden bu çelişkinin istifanın geçerliliğine etkisinin değerlendirilmesi gerekir.
İstifa belgesindeki ifadenin genel bir içerik taşıması  durumunda, işçinin dava dilekçesinde somut sebepleri belirtmesinde hukuka aykırı bir yön bulunmamaktadır. Bu halde de istifanın ardındaki gerçek durum araştırılmalıdır.
İş sözleşmesinin istifa ile sona ermesi  halinde  işçinin iş güvencesi  hükümlerinden yararlanması  mümkün  olmadığı gibi, ihbar  ve kıdem tazminatlarına da hak kazanılamaz. Bundan  başka  işçinin  işverene ihbar  tazminatı ödemesi yükümü  ortaya  çıkabileceğinden istifa  türündeki belgelerin titizlikle ele alınması gerekir. İmzaya itiraz ya da metin  kısmına ilaveler yapıldığı itirazı mutlak olarak  teknik yönden incelenmelidir.
Somut olayda, davalı işveren işyerinde depo sorumlusu olarak çalışan davacının,  “….. Turizm Hizmetleri ve Gıda San Tic Ltd Şti den aralık 11 2010 tarihinde kendi rızamla işten  ayrılmak istiyorum” şeklindeki  el yazısı ile yazıp imzalayarak işverene verdiği istifa dilekçesi üzerine işten ayrıldığı;  yine davacı tarafından imzalanan ibranamede de “ iş akdimi kendi isteğimle feshetmiş bulunmaktayım” şeklinde bir açıklamaya yer verildiği anlaşılmaktadır.  Davacı ise iş sözleşmesinin işverence haksız olarak feshedildiğini ve istifa dilekçesinin zorla imzalattırıldığını iddia etmiş olup,  yargılamanın hiçbir aşamasında ödenmeyen işçilik alacakları nedeni ile iş sözleşmesini haklı olarak  feshettiğini iddia etmediği gibi,  istifa dilekçesinin irade fesadı ile baskı altında alındığı da yöntemince ispatlanamadığına göre, iş sözleşmesinin haklı bir neden yokken işçi tarafından feshedildiğinin kabulü dosya içeriğine daha uygun düşecektir. İş sözleşmesini haklı bir neden olmadan fesheden işçi kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanamayacağından,  bu isteklerinin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

3-Davacının hizmet süresi hususunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
Davacı, davalı işverene ait işyerinde 01.02.2004 tarihinde işe başladığını iddia etmiş, davalı ise davacının tüm çalışmasının SGK ‘ya bildirildiğini ve SGK kayıtlarında olduğu gibi davacının 02.08.2004 tarihinde işe başladığını savunmuştur. Davacı tanıkları husumetli olup davacının 2004 yılında işe girdiğini bildiklerini ancak yılın hangi ayında başladığını bilmediklerini beyan etmişlerdir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda ise,  hizmet süresinin başlangıcı olarak 01.07.2004 tarihi esas alınmıştır.  Davacı iddiasını yöntemince ispatlayamadığından Kurum kayıtları nazara alınarak davacının 02.08.2004 tarihinde işe başladığı kabul edilmeli ve hüküm altına alınan alacak yönünden gerekirse ek bilirkişi raporu aldırılmalıdır. Eksik inceleme ile sonuca gidilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 02.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yorum bırakın

Scroll to Top