İntizam görevlisi değnekçi 5510 sayılı SGSS’ya göre sigortalı değildir.

Özet :Yukarıdaki açıklamalar ışığı altında inceleme konusu dava değerlendirildiğinde; gerek çalışılan yer, gerekse yapılan işin niteliğine göre, davacı ile davalı meslek odası arasında hizmet akdine dayalı bir ilişki bulunmadığının dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılması karşısında, davanın kısmen kabulüne dair verilen mahkeme hükmü isabetli bulunmamıştır. S

  • 5510  Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Kanunu madde 6 Sigortalı sayılmayanlar
  • 5510  Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Kanunu madde 79 : Prim Alınması, Prime Esas Kazanç, Prim Oranları
  • 5510  Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Kanunu madde 86:Prim belgeleri ve işyeri kayıtları

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi  17.06.2013 Tarih,    2013/10107 Esas 2013/13473 Karar “İÇTİHAT METNİ”

Mahkemesi :İş Mahkemesi

Dava, dolmuş hattında intizam görevlisi (değnekçi) olarak hizmet tespiti istemine ilişkindir.
Mahkeme, davanın kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalıların avukatları tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Geçici 7’nci maddesi uyarınca davanın yasal dayanağı olan 506 sayılı Kanunun “İşveren ve işveren vekilinin tarifi” başlığını taşıyan 4’üncü maddesinde, bu Kanunun uygulanmasında 2’nci maddede belirtilen sigortalıları çalıştıran gerçek veya tüzel kişilerin işveren olduğu belirtilmiştir. Diğer taraftan davanın temel yasal dayanağı, anılan Kanunun 79’uncu maddesinin onuncu fıkrası olup, söz konusu Kanunun 6’ncı maddesinde yer alan, sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamayacağı ve vazgeçilemeyeceği yönündeki düzenleme ile anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi göz önünde bulundurulduğunda, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin bu tür davaların kamu düzeni ile ilgili olduğu ve özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri gerektiği açıktır. Belirtilmelidir ki, dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkinin varlığı medeni usul hukukumuzda “sıfat” olarak tanımlanmaktadır ve bir davada taraf olarak gösterilen kişilerin o dava ile ilgili kimseler olması zorunludur. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olmasına karşın, taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka ilişkindir. Sübjektif bir hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine ait olduğundan, anılan hakka ilişkin bir davada davacı olma sıfatı da hakkın sahibine aittir ve buna aktif husumet denilmektedir. Bir sübjektif hak kendisinden istenebilecek olan kişi ise o hakka uymakla yükümlü olan kimsedir ve bu da pasif husumet (davalı sıfatı) olarak adlandırılmaktadır. Sübjektif hakkın sahibi olan kimse ile o hakka uymakla yükümlü bulunan kişinin kimler olduğunun saptanması, bir başka anlatımla davada davacı ve davalı sıfatlarının kimlere ait olduğu hususu, dava konusu (sübjektif) hakkın özüne ilişkin maddi hukuk sorunudur. Dava açan veya aleyhine dava açılan kişiler o davada davacı veya davalı olarak taraf sıfatına sahip değillerse, mahkemece dava konusu hakkın esası (var olup olmadığı) hakkında inceleme yapılmadan dava sıfat yokluğundan reddedilir ve bu karar davanın dinlenemeyeceğine ilişkin değil esasına yönelik bir karar niteliğindedir. Davacı veya davalıdan birinin taraf sıfatına sahip olmaması durumunda verilecek olan ret kararı o davadaki taraflar arasında maddi anlamda kesin hüküm oluştursa da, dava konusu hak ve taraf sıfatına sahip olan kişiler bakımından kesin hükümden söz edilemeyecektir. Dava konusu hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunu olan taraf sıfatı (husumet) ve sıfat yokluğu, davada taraf olarak görünen kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olan bir itiraz niteliğindedir ve yargılamanın her aşamasında, isteme gerek kalmaksızın mahkemece kendiliğinden gözetilmesi zorunludur.
Yukarıdaki açıklamalar ışığı altında inceleme konusu dava değerlendirildiğinde; gerek çalışılan yer, gerekse yapılan işin niteliğine göre, davacı ile davalı meslek odası arasında hizmet akdine dayalı bir ilişki bulunmadığının dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılması karşısında, davanın kısmen kabulüne dair verilen mahkeme hükmü isabetli bulunmamıştır. Somut olayda, işverenlik sıfatı, çalışmanın yapıldığı iddia edilen duraktaki minibüs işletmecilerine ait olup, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 124/4’üncü maddesindeki; dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesinin kabul edilebilir bir yanılgıya dayanması halinde, hakimin karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebileceğine ilişkin düzenleme de gözetilerek, söz konusu işverenlere ayrı ayrı ek dava açılmaksızın davaya dahil edilip savunma ve delilleri toplanarak sonucuna göre bir karar verilmesi gereği gözetilmeksizin, yazılı biçimde hüküm tesis edilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde; davalıların avukatlarının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalı … Odasına iadesine, 17.06.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yorum bırakın

Scroll to Top